Zaman Yönetimi İpuçları

- Şubat 23, 2018

Bu yazımda size geçen gün izlediğim filmden yola çıkarak zaman yönetimi hakkında bir şeyler anlatacağım. İlk önce filmden başlasam güzel olur diye düşünüyorum. Düşünüyorum öyleyse varım. Güzel söz.

Konumuz ilgili başka güzel sözler de var mesela “İnsan iki şeyin kıymetini bilmez: Sıhhat ve Zaman” [Hz. Muhammed (s.a.v)]



Filmin adı "In Time" yani Türkiye'deki adıyla "Zamana Karşı". Film paranın yerini zamanın aldığı hatta ve hatta atalarımızdan kopya çekip "vakit nakittir" sözünü bir sistem haline getirilmiş dispotik bir evrende geçiyor. İnsanlar yaşamlarını sürdürmek için bir şeyler alırken kendi hayat sürelerinden harcıyorlar. Örneğin otobüse binebilmek için 5 dakikanı veriyorsun. Bu arada söylemeyi unuttum her insan 25 yaşında yaşlanmayı bırakıyor, vücudu o yaşta sabitleniyor. Peki, sabitleniyor da ne oluyor? Kolundaki saat geri geri akmaya başlıyor. 25 yaşını dolduran her insana 2 yıllık bir süre veriliyor ve bu süre dolduğunda ölüyor. Tabi ölmemek için zaman karşılığı çalışmak veya çalmak zorunda. Anlayacağınız zaman gerçekten para yerine kullanılıyor. Birazdan bahsedeceğim konularla pek ilgisi yok ama filmde sınıf ayrımı ve kapitalizm ön plana çıkarılmış. Kahramanlarımız bu sistemi yıkmaya çalışıyor ancak film bize kapitalizmin asla yıkılmayacağını alt metin olarak da vermiş.



Buradan benim anlatmak istediğim kısım kapitalizm değil, zaman kullanımı ile olacak. İsterdim ki hiçbir yerden bakmadan size zaman kullanımı hakkında taktikler verebileyim ama maalesef bu mümkün değil çünkü herkes gibi ben de bu konuda problemler yaşıyorum. Özellikle sınav dönemlerinde bu kullanım iyice verimsizleşiyor ve leş bir hâl alıyor. Ne demek istediğimi "son hafta çalışırız knk" diyenler çok daha iyi anlayabilir.

Ben bir konu hakkında araştırma yapacağım zamana nedense ilk önce youtube’u tercih ediyorum. Galiba bunun nedeni görerek bir şeyleri öğrenme, anlama olayının bana daha kolay gelmesi (bir blog yazarının bunu söylemesi ise garip değil mi?). Dolayısıyla ben yine Youtube kullandım ve zaman yönetimi diye arattığım zaman karşıma ilk çıkan video Barış Özcan’ın videosu oldu. İstemsiz bir şekilde yüzümde gülümseme oldu ve “ Zaman yönetimi tekniği: Tek mi Çift mi? “ adlı videosunu izlemeye başladım. Şimdi burada videoyu  adım adım anlatmam saçma olur bu yüzden kısa ve öz şekilde bize neler söylediğini size aktaracağım.



Barış abimiz ilk önce yazılımcı ve tasarımcı insanlar tarafından ortaya atılmış bir yöntemi anlatıyor. Yöntemin adı ise “Pomodoro yöntemi”. Bu yönteme göre zamanı ufak periyotlara bölüyorsunuz, örneğin 25 dakika çalışma ardından 5 dakika dinleme şeklinde, her periyota ise bir pomodoro diyorsunuz. İşiniz bitene kadar bu pomodoro periyotlarını sürdürüyorsunuz. Eğer isterseniz her dört pomodorodan sonra 25-30 dakikalık bir dinlenme süresini kendinize verebilirsiniz. Bu sayede vücut kendini sürekli çalışıyormuş gibi hissetmez. Düzgün uygulandığı takdirde işe yarayacak bir taktiğe benziyor.

Barış abimizin kendisinin keşfettiği yöntem ise buna benzer bir yapıya benzer. O kendi bulduğu yönteme “ Tek mi Çift mi? “ ismini vermiş. Örneğin iki hafta sonra bugün sınavınız var, yada boş verin tembel bir öğrenci olalım ve çalışmayı son haftaya bırakalım, haftaya bugün sınavınız var ve ders hakkında hiçbir bilginiz yok ama bir o kadar da CS:GO oynamak istiyor, Twitter’da twitler atmak istiyorsunuz. Bu yöntem ile bunların her ikisini de yapabilirsiniz. Yöntem bize diyor ki; saate bak eğer tek ise (mesela 13:00) yapman gereken önemli işi yap, çift ise (mesela 16:00) eğlenmene bak. Bu kadar basit bir çalışma sistemi var. Her faaliyete 1 saat verip gününün yarısını eğlence yarısını ise çalışmaya harcayabilirsiniz tabi düzgün uygularsanız. Tek ve çift saatlere istediğinizi atayabilir, isterseniz tekte yatıp çiftte çalışabilirsiniz bütün bunlar sizin paşa gönlünüze kalmış.

Soldaki adam: düşük öncelikli işler beni önemli işleri yapmamdan alıkoyuyor
Sağdaki adam baya mutlu gördüğünüz gibi anlatmaya gerek yok bakınız şırıl şırıl


Önce zor ve büyük işleri yapmak daha sonrasında ise daha küçük ve kolay işlerimizi yapmak da başka bir yöntemimiz. Bu diğer iki yönteme göre daha fazla dikkat gerektiriyor çünkü hangi işin daha önemli olduğuna bizim karar vermemiz gerekiyor. Çöpleri çıkarmak mı daha önemli yoksa evde çıkan yangını söndürmek mi? Yöntemi anlatmak yerine size Yale üniversitesindeki bir profesörün verdiği örneği direkt aktarıyorum:
profesör derse girer. bir elinde bir kavanoz, diğerinde ise içi taş dolu bir şeffaf torba vardır. sessizlik sağlanınca taşları teker teker kavanoza doldurmaya başlar. ta ki kavanoz hiç taş alamayacak duruma gelene kadar. sonra sınıfa döner ve sorar.
-bu kavanoz dolu mu?
sınıfın büyük çoğunluğu "evet" diye cevap verir. profesör kürsünün altına eğilir ve bir küçük torbanın içindeki çakıl taşlarını çıkarır. dikkatli bir şekilde büyük taşların arasına dökmeye başlar. büyük taşların bıraktığı boşluklar çakıl taşları ile dolar. kavanoz daha fazla alamayacağı zaman yeniden sınıfa döner ve soruyu tekrarlar. duruma uyanan sınıf bu sefer "hayır" der. profesör masanın altına eğilir ve bir kova kum çıkarır. bunu da dikkatli bir şekilde kavanoz daha alamayıncaya kadar doldurur. yine sınıfa döner ve sorar. sınıf coşmuştur "hayır" nidaları yükselir. profesör bu defa masanın altından bir sürahi su alır ve onu da kavanoza boşaltır. sonra sınıfa döner:
-bugünlük dersimiz bu kadar. ne öğrendiniz?
kimse cevap vermek istemez. önlerden biri atılır:
-ne kadar yoğun olursak olalım zaman yaratmak bizim elimizdedir.
-yanlış. eğer önce büyük taşları koymazsanız daha sonra onlara yer kalmaz


Her kişiye bu yukarıda bahsettiğim yöntemler uymayabilir. Kendi yönteminizi oluşturabilirsiniz. Merak etmeyin bunun inceliklerini de sizin için araştırıp, ilimi Çin’de bulup getirdim. Yoksa inanmadınız mı?



“ Kendi ” yönteminizi oluşturmak için önce “ kendinizi “ tanımanız gerekiyor. Nasıl yani? Ben benim işte! demeyin önce bi dinleyin. Gün içinde en çok hangi vakitlerde aktif olduğunuzu, hangi vakitlerde yorgun olduğunuzu belirlemeniz gerekiyor. Sabah kalktığımda zinde oluyorum (artık ne demekse zinde olmak, ayrıca zin neresi?) diyorsanız çalışma saatlerinizi uyandığınız vakitlere koymanız daha iyi olur. Aynı şey akşam için geçerli ise öyle yapın.

En önemli ve hepsinde geçerli olan ise bir hedef belirleyin. Fransız filozof Michel de Montaigne’nin de dediği gibi “Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardım edemez.” Yani aslında burada demiş ki: siz istediğini kadar yöntem bulun, deneyin eğer hedefiniz yoksa akıntının sizi sürüklediği yere savrulmaktan başka bir şey yapmış olmasınız.



Benim de araştırma sonucu bu konuda bir fikrim oluştu ama daha ete kemiğe bürünmüş bir fikir değil. Biliyorsunuz günlük hayatta (en azından ben) çok fazla telefonla uğraşıyoruz. Dolayısıyla bu bizim dikkatimizi asıl işe vermemizdeki en büyük engellerden biri. Yapmamız gereken önemli ve büyük işe başlamadan önce telefon ve diğer bizim dikkatimizi çekebilecek televizyon, radyo, dergi, gazete vb eşyalardan uzaklaşırsak daha verimli bir çalışma olur diye düşünüyorum. Nasıl ama baya orijinal bir fikir değil mi? patentini mi  alsam napsam?

Ayrıca tarihteki önemli kişilerin günlerini nasıl planladıklarına dair bol görselli içeriğe ise buradan ulaşabilirsiniz: https://line.do/tr/dunyanin-en-zeki-insanlari-gunlerini-nasil-planliyordu/2kc/vertical

Kafka’nın 4 saatlik uyku ile gününü geçirdiği gibi ilginç bilgiler var. Tabi bunlar sizin gününüzü planlamanızda ne kadar yardımcı olur bilemem ama yeri geldiğinde başkalarına aktarılabilecek güzel bilgiler var… meraklısına tabi…

Yazımın burada sonuna geliyorum çünkü gereğinden uzun oldu. Neyse hayırlısı. Umarım buraya kadar okursunuz sayın okurlar. Eğer okuduysanız da adamsınız, seviliyorsunuz.

Kaynaklar:



EmoticonEmoticon

 

Hmm Arama

-->