Ne Okudum #3 Mavera Yolcusu - Hurşit İlbeyli

- Temmuz 25, 2017

Selamünaleyküm. Bugün size Hurşit İlbeyi tarafından yazılmış olan bir kitabı yorumlayacağım.
Kitap hakkında bilgi vermek gerekirse 2006 yılında İlke Yayıncılık tarafından basılmış bir roman. 284 sayfa. Ben 5 günde bitirdim yani günlük 50+ sayfa okumuş oluyorum. Aferin bana. Romanın arka yüzünde kitap hakkında ufak tefek bilgiler verilmiş ama onları yazmayacağım. Neden yazayım zaten anlatacağım size. (üşendim)

Roman bize başlangıçta “noluyoruz yaa” hissi verdirtti. İki farklı yerde iki farklı kişinin hayatını karıştırarak anlatıyor. Bi o bi o. Tabi sonra ileride bunları birleştirdi ama gereksiz oldu. diğerinin hikayeye katkısı yok denecek kadar az. Bu kişilerden biri bizim asıl kahramanımız olan Arthur Rıchmond. Diğerinin ismini unuttum. Hülya olması lazım.

Arthur Rickmond bir üniversitede eğitim görevlisi. Profesör adam. Araştırdığı bir efsane var ve bunun için 3 yılda 5 ülke gezmiş. Bizim üniversitedekiler de öğrenciyi nasıl yaz okuluna bırakırım da fazladan para alırım diye düşünüyor. Sonra ülke neden gelişmiyor. Neyse. Arthur abimiz ülke ülke gezmiş ama bir türlü efsanedeki “cevher”i bulamamıştır. Bu sefer kesin buldum diyerek Türkiye’ye gideceğim diyor. Üniversite bu sefer destek vermiyor. Neden 3 yıldır bütün maddi desteği vermişler eli boş dönmüş adam. Tek gitmesini istemeyen üniversite değil ailesi de gitme diyor. Ama bu gideceğim diye tutturunca arabasını satıp gidiyor. Romanda sürekli arabasının Lexus marka olduğunu belirtmiş. Sponsor galiba.

İsmini Hülya diye hatırladığım diğer karakter ise babasının yanında yaşayan, bir çocuk ve bir kız kardeş sahibi bir insan. Kocası 3 yıl önce Almanya’ya iş bulmaya gideceğim deyip gitmiş. Gidiş o gidiş geri gelmemiş adam.  Romanın sonunda geri geliyor merak etmeyin. Sövmeyin adama başına neler neler gelmiş. Bunu neden söyledim çünkü hikâyeye hiçbir katkısı yok. Dizilerde ana senaryonun yanında hikâyeyi destekleyen küçük senaryolar gibi olmuş. Bu desteklemiyor öyle gereksiz bişey.

Arthur, Türk hükümetine “benim bir cevherim var geleyim bakayım orada unutmuşum galiba” deyip desteğini alıyor. Geldiği zaman onu bakanlık görevlisi olan Akın Tunç karşılıyor. Cevheri bu arkadaşla arayacaklar. Birkaç gün Akın abi ile konuşan “acaba bu cevher nerededir la” diyen Arthur sonunda bir ipucu buluyorlar. Meğerse Akın Tunç daha önce efsanenin geçtiği yere daha önce gitmiş şimdi aklına gelmiş. Bak bak nasıl zorlama senaryo. Neyse bu birkaç günlük sürede Arthur, Azra diye bir abla ile ufaktan yürüşüyor ama önemli değil burası. Gereksiz bölüm. Niye yazdım burayı ben.
Akın Tunç’un daha önce gittiği yere gidiyorlar. Gittikleri gibi çobanlık yapan bir gence çarpıyorlar. Sonradan bu bir işaretmiş bunu keşfediyorlar. Roman bitene kadar her aksiliğe işaret diyorlar. Saat kaybolur işaret ceylan görürler işaret. Ne işaretmiş ya bir bize görünmüyor bunlar.

Gittikleri köyde dağları taşları araştırıyorlar ve efsanedeki mağara ile içindeki cevheri bulmaya çalışıyorlar. Bu sürede tabiki hikâye diğer hikâye ile birleşiyor. Çünkü hülya ile aynı köye gidiyorlar. Peki, bunun bir katkısı var mı? Yok. Mağarayı ararken farklı farklı yerlere gidiyorlar. Avcıların takıldığı bir çay ocağı var oraya falan gidiyorlar. Her şeyi anlatırsam kitabı tekrar yazmak zorunda kalırım çok girmiyorum oralara.

Neyse bunlar orada bir hafta civarı kaldıktan sonra bahsi geçen mağarayı bir ceylan ve bir beyaz kuş ile buluyorlar. Mağaranın girişi taşlarla kaplı olduğu için yolu açarken bir yılan öldürüyorlar. Mağarada ilerlerken burada daha önce birilerinin yaşadığını keşfediyorlar çünkü bir iskelet, kalkan parçası ve su küpü buluyorlar. Bunun haricinde tahta bir sandık içinde mürekkep vs buluyorlar. Eee cevher nerede? Bir sonraki paragrafta. (gülüşmeler)

Cevheri uzun uğraşlar sonucu (3 saat arıyorlar) parlak gümüş bir kutunun içinde buluyorlar. Burası çok komik. Cevher dedikleri şey bir kitapmış. Hayır tamam bir kitabın cevher olamayacağını söylemiyorum ama bu kadar uzun uğraşlar sonucu o kadar dünyaya barış getirecek dedikleri şey bir kitap olması komik. 284 sayfa kitap. Her bir sayfasında cevheri övmüş. Acayip böyle. Sonra romanın sonunda uzun uğraşlar sonucu yüzyıllardır bir sandık içinde kapalı kalmış ve hala sapasağlam bir kitap buluyorlar. Neyse bir şey demiyorum.

Kitaba 10 üstünden 6 veriyorum. O da heyecanla okutturduğu için. Sonu beni üzdü. Yoksa 8 verecektim.


Kitabı eğer merak ettiyseniz etrafınızdaki kitapçılarda bulmanız zor. 2006’da basılmış ve tekrar basılmamış. İnternette kitap satan sitelerde stoklarda var olduğunu söylüyorlar. Oralardan alabilirsiniz. Bana bu kitabı göründüğü gibi olan gücünü milletten alan Said abi hediye etti. Ona da selamlar buradan.


EmoticonEmoticon

 

Hmm Arama

-->