Dert Üzerine Denemeye Çalışma

- Aralık 18, 2017


Selamünaleyküm bayanlar ve baymayanlar. Tek perdelik oyunumuza hoş geldiniz. Bayanlar solda, erkekler sağda yerlerini alırsa gösterimiz başlayabilir. Hayır, hayır gerici bir yobaz değilim sadece oyuna dikkatinizi vermenizi istiyorum. Sonuçta emek verdim ben bu oyuna. Siz benim bu oyunu yazarken neler çektiğimi nereden bileceksiniz? Hazırsanız başlayalım.

Gregor Samsa, bir sabah bunaltıcı düşlerinden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.  Zırh gibi sertleşmiş sırtının üstünde yatmaktaydı ve başını biraz kaldırdığında bir kubbe gibi şişmiş, kahverengi, sertleşen kısımların oluşturduğu yay biçimi çizgilerle parsellere ayrılmış karnını görüyordu…

Ne? Bu daha önce yapıldı mı? Kafka mı? Arkadaşlar o benden çalmıştır yapmayın Allah aşkına. Ben öyle bir insan mıyım? Tamam, gitmeyin salondan. Size doğaçlama yapacağım. Biliyorsunuz en büyük sanatçılar birer doğaçlama üstadıdır.

Talha, bir sabah güzel düşlerinden uyandığında, kendini yatağında yine aynı şekilde buldu. Bir bacağı yorganın dışında bir bacağı yorganın içinde olacak şekilde vücut ısısını ayarlayarak uyuduğunu fark etti. Artık bilinçsiz bir refleks olarak yaptığı bu yatış pozisyonu ona soğuk kış gecelerinde çok yardım ediyordu. Kafasını saate doğru rastgele bir biçimde çevirdiğinde okul saatinin geldiğini gördü ve o an aklından şafak baskınına gidiyormuş gibi düşünceler geçti neyse ki çok uzun sürmedi bu düşünceler. Kalktı ve elini yüzünü yıkamak amacıyla banyoya gitti, aynaya baktı. Aynaya sordu var mıydı ondan daha yakışıklı dünyada? Ama ayna cevap vermedi sonra aniden aklına geldi, o sadece masallarda olurdu.

Ne dersiniz benim içimden bir Kafka çıkar mı? Soruyu ben sordum ben cevaplıyorum birbirimizi yemeyelim bizden, en azından benden, Kafka çıkmaz.  Kafka olabilmemiz için çok düşünmemiz gerekiyor, çok dertlenmemiz gerekiyor ama bizim ne düşünmek için vaktimiz var ne de onun derdini çekebiliriz. Biliyorsunuz Kafka aynı Stefan Zweig gibi çok karamsar bir insan. Hatta o kadar karamsarlar ki Stefan reis düşüncelerinden kaçamadığı gibi intiharı seçmiş. Ne diyelim en azından bize böyle eserler bıraktılar.

Ben onların aksine bu aralar mutluyum (en azından bu yazıyı yazarken). Nedenini bilmediğim bir huzur kapladı içimi. Biliyorsunuz normalde twitter’da eğlenceli paylaşımlar yaparım ama bu paylaşımları yapıyor olmam o an mutlu olduğum anlamına gelmez. Neyse, çok gülen çok ağlarmış. Yani atalarımız böyle diyor. Peki, sayın okur çok ağlayan çok güler mi? belki siz bu soruya bir açıklık getiremezsiniz bu yüzden atalarımıza soruyorum.

Atalarımız her zaman olduğu gibi yine çok konuşmuş ve bilip bilmeden laflar etmiş. Örneğini az önce verdim. Çok gülen çok ağlarmış. Hâlbuki arada böyle bir komut yok:
İf mutluluk >= 50
Disp(“ağla”)
end

Ayrıca bu söz insana hep eğer mutlu olursa bunun bedelini ödeyeceğini hissettiriyor. En ufak sevincimizi kursağımızda bırakıyor. Aklıma atalarımızın huzur bulamadığı, bunun hıncını da bizden çıkardığı gibi düşünceler geliyor. Aynı Stephan Hawking’in sürekli dünya yok olacak demesi gibi. Oturduğu yerden bize kıyametin yaklaştığını söyleyip keyfimizi kaçırıyor. Kedi uzanamadığı ciğere pis der ya hani onun gibi bir şey. Ayrıca kedi hakkında çıkarılan bu iftiralara kulak asmamak lazım. Sonuçta kedi temiz olsaydı o ciğere zaten uzanırdı, bu konuda kuşkumuz yok.

Bu söz aynı zamanda insanın beyninin bir köşesinde, elinin ayasında, kulağının küpesinde, göğsünün içinde, kalbinin derinliklerinde hüzün barındırmaya zorluyor. Üzülmeye zorunlu tutulmuş insanlarız. Biliyorsunuz biz Türkiye’de yaşıyoruz dolayısıyla arabesk kültürü içimize işlemiş. İçimizde sürekli bir acı çekme hissiyatı, isteği var. Galiba dünyada olmayan derdinin acısını çeken ve bundan zevk alan tek millet biziz. Başka bir ülkede Ahmet kaya, Müslüm Gürses, Orhan Gencebay gibi sanatçılar olduğunu ve bu kadar dinlendiğini zannetmiyorum. Acının peynir ekmek gibi çekildiği bir ülkedeyiz yani anlayacağınız.

Mesela Dünya’da İsviçre gibi ülkeler var. Sürekli bir mutluluk içinde olan ve en büyük dertlerinin kalemin kapağını kalemin tersine takınca kalemin çok uzun olması, takmayınca da sürekli kaybolması olan insanlar. Tamam, bu dertte önemli ara sıra benim de uykularımı kaçırıyor ama Allah başka dert vermesin be birader.

Bu demek değildir ki dertlenmeyelim, üzülmeyelim. Her şeyin fazlası kötü olduğu gibi mutluluğun da fazlası iyi değildir. İnsan yeri geldiğinde dertlenmesi bilmeli hatta akşam başını yastığa koyduğunda uykusunu kaçıran bir derdi olmalıdır. Yarın sabah uyanması sağlayacak bir derdi. Anlatabiliyor muyum? Büyük ihtimal anlatamıyorumdur. Derin konular bunlar beyler. Girersek kan kulaklarımız falan kanar. Aniden yukarı çıkarsak kanımızdaki azot (N) gaz hale geçer ve ölürüz. Yavaş yavaş derine inmeli yavaş yavaş yukarı çıkmalıyız. Bunları da kimya dersinde öğrenmiştik. Teşekkürler hocam sizin sayenizde derine dalmıyorum.


Bu yazıdan çıkaracağımız sonuç şudur arkadaşlar: Kendinize başınızı yastığa koyduğunuzda rahat uyumanıza izin vermeyecek dertler edinin. Mesela bu yazacağınız yazı hakkında olsun, birine verdiğiniz söz hakkında olsun, hedeflediğiniz bir başarı olsun ya da ümmetin sıkıntısı olsun. Yeter ki bir derdiniz bir amacınız olsun. Ben bu sabah neden kalktım demeyin, ben bu sabah bunun için kalktım deyin. Yani açıkçası yapacak bir şeyi olmayan, lüzumsuz, boş adam olmayın.

2 yorum

avatar

Çok farklı bir üslup. Eğlenceli.


EmoticonEmoticon

 

Hmm Arama

-->