Ne Okudum? #10 Cesur Yeni Dünya

- Temmuz 11, 2019


“Brave New World” yani günümüz Türkçesiyle “Cesur Yeni Dünya”. Geçtiğimiz iki hafta boyunca bu kitabı okudum ve daha yeni bitirdim. Aklımdakiler tazeyken size aktarayım da eğer okuyacaksanız karar vermenize sağlayayım, eğer okuduysanız da ayın fikirleri taşıyıp taşımadığımızı öğrenmek istedim. Bence kötü de etmedim. Neyse.

Kitap bir çoğumuzun okuduğu (eğer okumadıysa da ayıp ettiği) 1984 ve Fahreneit 451 kitapları gibi bir distopik bir dünyayı anlatıyor. Ancak bence diğerlerinden önemli bir şekilde ayrılıyor. Bu ayrılık diğerlerinde sistemi merkeze alırken bunda insanı merkeze alması. Tabi siz insan da sistemin bir parçası diye düşünebilirsiniz. Ben düşünmedim ve bu yola çıktım. Bu yüzden diğerlerinde alamadığım tadı bu kitapta aldım diyebilirim.

Yazarın, Aldous Huxley, kurduğu distopyadan bahsedecek olursak. Bizim ahlaki görüşümüze göre bir distopya evet, fakat bu distopyada yaşayan insanların gözünde içinde yaşadıkları sistem kesinlikle bir distopya değil aksine huzur ve mutluluğun tek yolu. Gerçekten de yazarın size açıklamaya çalıştığı sistemi mantıklı bir raya oturtmaya çalıştığınızda haklılık payı verebiliyorsunuz sonuçta sistem içinde yaşadığı insanlara vaat ettiği her şeyi verebiliyor, bunun karşılığında ise insanı hayvandan ayıran en önemli şeylerinden biri olan ahlakı, en azından bizim tanımladığımız şekilde, feda ediyor. Spoiler vermeden distopyayı size bu kadar açıklayabilirim. Öyle bir dünya düzeni düşünün ki insanı insan yapan her şeyi alıp, insanlıktan çıkan insanları mutlu bir şekilde yaşatıyor.

Peki her distopik romanda olduğu gibi bu romanda da sisteme karşı çıkan insanlar yok mu? Tabiki var, fakat Aldous, diğer kitaplarda olduğu gibi romanı bu kişinin üzerinden anlatmamış. Bence bu şekilde daha güzel olmuş. Sisteme karşı çıkan arkadaşımız hikayenin geçtiği ve başkent olan Londra’nın epey uzağında olan ve hüküm süren sistemin buraya el uzatmadığı ve burada yaşayanları ilkel ve sapık insanlar olarak tanımlandırdığı bir bölgeden geliyor. Evet böyle bir bölge var ve galiba bilerek sistem bu insanları burada içinde yaşayan vatandaşlarına kötü birer örnek olarak göstermek için yaşatıyor. Yoksa onları yok edebilecek kadar teknolojileri olan bir ülke/sistem/yönetim diyebiliriz. Bir de bu ülkede yaşayıp sonradan aklı başına gelen insanlar var. Bu tip insanları karantinaya alımış adalara gönderiyorlar ve orada serbest bırakıyorlar. Cezalandırmak için garip bir yöntem.

Size yaşadıkları sistemi tam olarak anlatmak istemiyorum fakat söylememde bir sakınca olmayan şeyler de var. Örneğin eğer kitabı ithaki yayınlarından aldıysanız kitabın kapağında bir hap çizimi göreceksiniz. Bu hap yanılmıyorsam (bir kaç teorim daha var) kitapta bol bol adı geçen “soma” ilacı. Peki nedir bu “soma”? Bu ilaç insanları rahatlatmak, keyif vermek ve ödüllendirmek amacıyla kullanılıyor ve galiba hükümetin vatandaşlarına yaptığı tek ödeme yöntemi de bu. Çünkü gün sonu verilen soma hapları haricinde bir maaş lafı geçmiyor. Sadece sonunda paradan bahsetti ama öncesinde bunu temellendirdiği bir nokta yok. Romanda farklı kişilerin ağzından bir çok defa soma tatili, soma molası vb. kelimeler duyduk. Yani soma oradaki insanları suyu oksijeni gibi bir şey oluyor. Halk bunu kullanarak günlük hayatın telaşesinden, dertlerinden kurtuluyor. Hiç tatmin olmayan bir yoksunluk duygusu yaşattığı için soma içtiği sürece onun için hiçbir şey herhangi bir sorun teşkil etmiyor. Sistemlerinin temel taşlarından birisi diyebiliriz.

Bütün bu diyeceklerimin dışında ne desem kitap hakkında detaya girmiş olurum ve bu da çok hoş olacağını düşünmüyorum. Eğer distopik kitapalar okumayı seviyorsanız, kabul sınırlarımı zorlayabilirim diyorsanız ve 18+ iseniz bu kitabı okuyabilirsiniz. Israr etmem ama öneririm. Olmazsa olmaz değil ama olursa güzel olur. Pastaya bayılmam ama önüme gelirse yerim. Evden dışarı çıkmayı pek sevmem ama çağırırsanız gezmeye gelirim tadında bir kitap. Görüşmek üzere!


EmoticonEmoticon

This Newest Prev Post
 

Hmm Arama

-->